gazete anamur
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı


Ana Menü

Sponsor Alanı

 

Sponsor Alanı


EN ÇOK OKUNANLAR

Dost Siteler

HAVA DURUMU

ANAMUR

Saat

Sponsor Alanı

 

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 58  
»Bugün 2136  
»Toplam 4488581  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 54.161.49.216
» Bu sitemizi ziyaretiniz

İşin Sırrı

Hüseyin SİNASİ

03 Ocak 2016, 18:55

Hüseyin SİNASİ

İşin Sırrı, Ayağını Yorganına Göre Uzatmakta

 

2015 yılını tamamlayıp, 2016’dan gün almaya başladığımız şu günlerde, bolca geçtiğimiz yılın değerlendirmeleri ve yeni yılın getirecekleri konusunda tahminler yapılıyor. Fakat hepsi sözleşmiş gibi tahminlerin çoğu zor bir döneme girmekte olduğumuzu işaret ediyor.  Geçtiğimiz iki yıl önce başlayan bazı hareketlenmeler, yolsuzluk, rüşvet ve hukuksuzluk tartışmaları almış başını gidiyor.  Ancak meydana gelen sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerin pek çoğu insanı derinden yaraladığını görmek mümkün.

 

Bu köşenin yazarı, ülkemizin yakın geçmişine damga vuran “Ergenekon, balyoz ve casusluk davalarına” ilişkin fikir beyan etmemişti. Aynı şekilde günümüze damga vuran “paralel operasyonlarına” da girmeyecek. Ama şu kadarını ifade etmeden de geçmeyeceğiz. 2007-2013 sonlarına kadar, akla gelen veya gelmeyen pek çok olay ve konuda kurumlar ve insanlar “Ergenekon” adı altında linç edildi. Şimdi de pek çok konu “paralele” bağlanıyor, yargılanıyor, linç edilebiliyor.

 

Size tavsiyem bulaşmayın bu konulara.

 

Geçen yıl yayınlanan bir yazımızdan alıntı:

 

“Küçük, kendi halinde bir şirketiniz var. İş yapıyor, alıyor, satıyorsunuz. Ama o da ne, her nedense hep aldıklarınız sattıklarınızdan fazla çıkıyor. İşyerinizde sattığınız malı yerine koyabilmek için daha çok harcama yapıyor, harcama yapmak için daha çok eşe, dosta, bankalara gidiyor borçlanıyor ve karşılığında evinizi, işyerinizi, bağ ve bahçelerinizi, arabanızı teminat gösteriyorsunuz.

 

Diyorsunuz ki, benim işyerim yok, dükkânım da yok. Tamam, o halde eşiniz, çocuğunuzla orta halli bir ailesiniz. Aylık veya yıllık gelir durumunuz belli. Ama nedense harcamalarınız gelirinizden hep çok fazla çıkıyor. Bu durumda ne yaparsınız? Sorunun cevabı çok basit, annenizden, babanızdan, yakınlarınızdan destek almaya çalışırsınız. Olmadı evdeki hanımın altın bilezik, kolye, gerdanlık vb. ne varsa satılığa çıkarsınız. Yetmedi arabanız varsa onu satarsınız. Bütün bunlar da yetmiyorsa, tefeci veya bankaların kapısına dayanır size kredi açmalarını istersiniz.

 

Bu tefeci takımı ve bankalar, böylesi durumlardan çok hoşlanırlar. Size aklınızın ucundan bile geçiremeyeceğiniz kadar borç verir, kredi açarlar. Ama küçük bir şartları vardır. Elinizde paraya dönüşebilecek ne varsa teminat göstermenizi isterler. Bu aşama yapılacak fazla da bir şey yoktur aslında. “Denize düşen yılına sarılırmış” misali ileri sürülen bütün şartları, kabul eder, rahatlarsınız.

 

Böylece bir süre daha harcamaya, gününü gün etmeye, yiyip içmeye, har vurup harman savurmaya devam edersiniz. Ama bir sabah bakmışsınız borçların ödeme günü gelip çatmış.  Fakat o da ne, biriken borcu ödeyecek elde avuçta hiçbir şey yok. Bir süre çare arar, bulamazsınız. Alacaklıya yalvar yakar borcun vadesini uzatmalarını rica edersiniz. Geri çevirmezler bir kere daha, bir kere daha uzatırlar. Ama borç bu defa biraz daha katmerleşmiş, içinden çıkılmaz hale gelmiştir.

 

Bir sabah bakmışsınız, yine borçların ödeme günü gelmiş, yine ödeme yapılamamıştır. Bu defa hiç ummadık kişilerden nazik uyarı telefonları gelmeye başlamıştır. Bir süre sonra bu nazik uyarı telefonları küfürlere, tehditlere dönüşmeye başlar. Arkasından postacılar kapınızı aşındırmaya ve size ihbar mektupları imzalattırmaya çalışırlar. Alacaklı tefeci ve banka avukatları kapınızı çalmaya, hukuk diliyle sizi tehdit etmeye başlarlar. Olmadı davalar, mahkemeler, icralar peş peşe sıralanır. Ama yine de bir çıkış umudu yoktur.

 

Bir öğle vakti, işe gidip geldiğiniz arabanız bir trafik ihbarıyla bağlanmış, yediemin deposuna teslim edilmiştir. Oturduğunuz ev, ekip biçtiğiniz tarla, işinizin bir parçası makinelerinize el konulmuş veya icra yoluyla satışa çıkmıştır. Aradan geçen zaman içince eşiniz, çoluk çocuğunuz sizinle yollarını çoktan ayırmış, huzurunuz kalmamış, sağlığınız bozulmuş, sinirleriniz altüst olmuş, hayatınız kararmış, yaşamak haram olmuştur.

 

İşte tam bu noktada yaşamakla yaşamamak arasında gidip gelirsiniz. Elbette her şeye rağmen yaşamak en güzeli. Ama bunun tersini tercih edenler oluyor ve işin günah olan tarafı bir yana yazık oluyor.

 

Biliyorum, ele aldığımız konu içinizi kararttı. Ne var ki günümüz insanın acı gerçeği bu. Elbette insanın içini karartan can sıkıcı şeylerden kurtulmanın yolları da var.

 

Herkes ayağını yorganına göre uzatacak.

 

Geliri ne ise o kadar harcayacak.

 

Bir de yapabilirse tasarruf, tasarruf, tasarruf yapacak.

 

İşte altın kural bu.”

 

 

Huseyin ŞİNASİ

huseyinsinasi@gmail.com

Bu haber 703 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
BOZYAZI'DA (Şiir)14 Ağustos 2018

Sponsor Alanı


SON HABERLER

Sponsor Alanı

Son Dakika Haber

Sponsor Alanı

 

Her Hakkı Saklıdır - 2012 (Fatma ARIKAN)
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Gazete Anamur