gazete anamur
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı


Ana Menü

Sponsor Alanı

 

Sponsor Alanı


EN ÇOK OKUNANLAR

Dost Siteler

HAVA DURUMU

ANAMUR

Saat

Sponsor Alanı

 

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 89  
»Bugün 369  
»Toplam 3661358  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 54.224.214.93
» Bu sitemizi ziyaretiniz

20 TEMMUZ

Kamil ÖZKALOĞLU

02 Ağustos 2015, 21:26

Kamil ÖZKALOĞLU

                           20 TEMMUZ

 

 

1878-1960 yılları

 

Tam 82 yıl süreyle dünyanın en acımasız, en gaddar, bir numaralı sömürgeci emperyalist ülkesi İngiltere’nin koloni yönetimi altında yaşamış bir halktır Kıbrıs Türk halkı.

 

Bu İngiliz Koloni döneminde;

 

-         Ayrımcılığın acılarını yaşadık,

-         Baskı gördük,

-         İşsiz, aşsız bırakıldık,

-         Dışlandık,

-         Hor görüldük, aşağılandık,

-         Haksızlığa uğradık,

-         İzole edildik,

-         Asimilasyona tabi tutulduk,

-         Göçe zorlandık, defalarca göç yaşadık.

 

82 yıllık sömürge döneminin 70 yılını, kendi kaderi ile baş başa, savunmasız, himayesiz, desteksiz geçirmiş, Sömürge yönetimine ve Rumların ENOSİS saldırılarına karşı direnişini sadece kendi kıt olanakları ile sürdürmüş Kıbrıs Türk’ü.

 

Bayrak yasaklı, milli duyguları bastırılmaya çalışılmış, Atatürk’ün adı bile yasaklı…

 

Ama bu yasakların tümü sadece Türklere yönelikti. Rumlar ise serbest…

 

O 82 yıl çok zor geçti…

 

1960-1963 yılları

 

1960’ta anlaşmalar oldu, tüm dünyanın çok kısa bir dönemde tanıdığı bir devletin eşit ortağı olduk. Barış ve huzur bulduk, baskılardan, dışlanmışlıktan, hor görülmekten, aşağılanmaktan, izole edilmekten kısacası sömürünün kolonisi olmaktan kurtulduk derken;

 

Heyhat! O coşku, o heyecan, o mutluluk sadece 3 yıl sürebildi.

 

İngiliz müstemlekesi olmaktan kurtulmuşuz gerçi ama müstemleke olmaktan kurtulamadığımızı acı acı öğrenmeye başladık. Meğer Müstemlekesi olmaktan kurtulan sadece Rumlarmış. Kıbrıs Türklerinin kaderinde ise Rumların müstemlekesi olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmak varmış…

 

1963-1974 yılları

 

21 Aralık 1963’ten sonra Saldırılar, katliamlar, ölümler peş peşe geldi…

 

11 yıl süreyle yaşadıklarımız 82 yıllık sömürge döneminden kat kat daha zordu.

 

Bu 11 yılda Rum önce, Kıbrıs Cumhuriyetini darbeyle, silâh zoruyla, Kuruluş anlaşmalarına ve Anayasaya aykırı olarak işgal etti.

 

-         Silah zoruyla devletten atıldık,

-         Binlerce devlet çalışanımız bir sabah kendini sokakta, işsiz ve aşsız buldu…

-         Ne eşitliğimiz kaldı ne hakkımız ne de hukukumuz.

-         Gettolara hapsedildik, en acımasız, en insafsız ambargolarla karşılaştık,

-         Dünyayla ilişkimiz kesildi,

-         Ölümü gördük, katliamı yaşadık.

-         Toplu mezarlardan, canlı canlı gömülen, 16 günlük bebeleri, 80’lik dedeleri çıkardık…

 

Ölümleri, acıları, göçleri sadece Kıbrıs Türk Halkı yaşadı.

 

Peki ama neden?

 

Çünkü Rumlar ENOSİS için her türlü insanlık dışı saldırıyı gerçekleştirmekte azimlidirler…

 

Çünkü ırkçılık, şovenizm ve faşizm Rumların ruhuna işlemiş. Faşist Yunanistan, kurulduğu günden günümüze kadar hep yayılmacılık politikası izlemiş ve topraklarını genişletmiştir...

 

11 yıl süren açık hava hapisliğimiz süresince; 

 

-         Kıbrıs Türkleri insanlık dışı ambargo ve izolasyonlar altında baskı ve zulüm görürken,

-         Dünyadan tecrit edilmiş olarak yaşarken;

-         O yüce değerlere sahip Avrupa ortalarda yoktu,

-         Barış, özgürlük ve demokrasi havarisi ABD ortalarda yoktu…

-         Bugün, Kıbrıs Türklerinin devletini tasfiye edip Türkleri yeniden, bu sefer Rum kolonisi yapmak için içimizdeki işbirlikçi ve devşirmelerine maddi, manevi her türlü desteği veren AB ülkeleri yoktu…

-         186 nolu kararı ile; eli kanlı, tereddüt etmeden katliam gerçekleştiren, yollardan, tarlalardan insanları toplayıp sadece Türk oldukları için en acımasız yöntemlerle katleden Rumlar yanında yer alarak Rumların yarattıkları statükoyu tanımak suretiyle mazlum ve günahsız Türkleri cezalandıran Birleşmiş Milletler de ellerini Türk kanına bulamıştır…       

 

Çok zorlu geçen 11 yılın sonunda Rum, kararını vermiş, Kıbrıs Türkü’ne son darbeyi indirecek,

 

Türkleri topluca imha edecek…

 

Kalanları da baskı ve şiddet altında bezdirip adayı terk etmesini sağlayacak (Girit’te olduğu gibi)…

 

Sonra da ENOSİS’i ilan edecekti...

 

Bu amaçla İFESTOS74 Katliam Planını titizlikle hazırladılar ve 15 Temmuz sabahı bu imha planı yürürlüğe kondu…

 

Rum Şovenler önce, Enosis’i zaman içinde gerçekleştirmeyi tercih eden Komünist Rumlara saldırdı, sonra da gerçek hedefleri olan Türklere…

 

Ölümleri, acıları, göçleri yine Kıbrıs Türk Halkı yaşadı…

 

Peki, ama neden?

 

Çünkü Rumlar ENOSİS için her türlü insanlık dışı saldırıyı gerçekleştirmekte azimlidirler…

 

Çünkü ırkçılık, şovenizm ve faşizm Rumların ruhuna işlemiş…

 

En sonunda TC Hükümeti Garantör Devlet olarak yasalardan aldığı yetkiyi kullanıp, başlayan katliamı durdurmak için 20 Temmuz 1974 sabahı Barış Harekâtını başlattı.

 

Bu harekât sonucunda; Kıbrıs Türkleri katliamlardan kurtuldu, ENOSİS önlendi… Savaş sonunda ‘Nüfus Mübadelesi’ yapıldı… BM yetkilileri huzurunda varılan anlaşma uyarınca Türkler Kuzeyde, Rumlar Güneyde toplandı. 1977 ve 1979 Doruk anlaşmaları imzalandı. Rum Komünistleri ölümden kurtuldu, Yunanistan’a demokrasi geldi…

 

20 Temmuz, tüm adaya ve bölgeye barış getirdi, Kıbrıs Türklerine; hürriyet getirdi, kendi bölgelerinde kendi yönetimlerinde yaşama haysiyet ve gururunu verdi. En önemlisi de 20 temmuz 1974 Barış Harekâtı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne açılan kapı oldu...

 

* * * * * * * * *

 

1974-1983 yılları

 

Görüşme süreçleri sürdürülürken, çözüm arayışları gereği halkların önüne BM planları kondu. Türk Tarafı olarak hiçbir BM Planını ret etmedik, birisinin 91 maddesini koşulsuz kabul ederiz, kalan dokuzunu da tartışırız dedik. Ama Rum bu görüşmeler sürecinde hiçbir öneriyi kabul etmedi. Hiçbirini olumlu bulup tartışma istemi de göstermedi.

O zaman şu soruların yanıtını düşünmemiz gerekiyor:

 

-         Bu gerçekler açıkça ortadayken; o yüce değerlere sahip dünya, BM, ABD ve AB niye Kıbrıs Türklerini “barış istemeyen çözümsüzlüğü savunan taraf” olarak ilan ediyor?

-         Bu gerçekler açıkça ortadayken; nasıl olur da benim insanlarım, benim milletvekillerim, benim parti başkanlarım kendi halklarına ve kendi liderlerine “barış istemeyen çözümsüzlüğü savunan taraf ve lider” çamurunu atabiliyor? Şimdi de bu ayni çevrelerin “biz barışı ararken; Rum, Çözümsüzlüğe oynadı.” itirafları manidar değil midir?

 

Kısaca söylemek gerekirse Kıbrıs Türkleri sırtından hançerleniyordu…

 

“1974’ten başlayarak günümüze gelene kadar; adada kavga, savaş olmadı, ölümler, katliamlar yaşanmadı, analar, eşler, sevgililer ağlamadı, yeni katliam çukurları kazılmadı.  

 

Artık hiç kimse, işine, kahveye, kulübe, gezmeye gidip gelirken arkasını kollamıyor… 

 

Baskılar kalktı, 120’nin üzerinde devletin bayrağını taşıyan gemi limanlarımıza gelip gitmeye başladı…

 

20 Temmuz 1974’ten itibaren Kıbrıs Türkleri Halk olarak mutluluğu ve süratle büyüyen bir ekonomik gelişmeyi yakaladı. 20 Temmuz 1974 öncesinde 100-150 dolar civarında olan kişi başına düşen gelirimiz 10 bin dolarlara yükseldi…

 

1983 yılı başlarında yaşanan iki olay Kıbrıs Türklerinin adadaki varlığı ve geleceği açısından çok önemliydi…

 

O güne kadar Kıbrıs Türkleri, AK(Avrupa Konseyi) Parlamentosunda tam üye olarak temsil ediliyordu. Ancak Rum baskılarına boyun eğen AK’nin aniden aldığı bir kararla Kıbrıs Türklerinin Parlamentodaki temsiliyeti iptal edildi…

 

1.   BM Genel Kurulu, aldığı 37/253 nolu kararla, Rumlardan oluşan işgal edilmiş yasadışı Kıbrıs Cumhuriyeti’ni adanın tümünün egemenliğine sahip ve sorumlu tek yönetim olarak ilan etti. Tüm ülkeleri de bu karara uymaya çağırdı. Bu karar 4 Mart 1964’te güya geçici olarak, adaya BM Barış Gücü sevk edebilmek için alınmış 186 nolu kararı kalıcılaştırmış, sonsuzlaştırmış ve Rumların tüm adadaki hükümranlığını yasallaştırmış oluyordu…

 

Bu kararlar Kıbrıs Türklerine adada yaşam hakkı bırakmıyordu. Uluslar arası anlaşmalarla var olan haklarını inkâr ediyordu. Kıbrıs Türklerini Rumlardan oluşan bir hükümetin yönetiminde azınlıkta bir kabile durumuna getiriyordu…

 

Bu kararlardan sonra, Kıbrıs Türkleri, yönetimsiz ve devlet güvencesinden yoksun olarak geçirdiği 20 yıllık acı dolu yaşamı daha fazla sürdüremezdi…

 

Bir halkın erişebileceği en ileri nokta Devletini kurmaktır. Kıbrıs’ın Kuzeyi de devletler hukukunda var olan “Devlet Olma Kıstasları”nın tümüne sahipti. Kıbrıs Türk Halkı da bu doğrultuda karar vererek,

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etti...

 

Şimdi her ortamda KKTC’nin temelini dinamitleyenler,  “Kıbrıs davası Milli bir davadır” söylemlerine sığınıyorlar. Hâlbuki gerçek şu ki; Kıbrıs Milli bir dava olmaktan çok verilip kurtulunacak bir dava haline getirildi.

 

UNUTMAYALIM...

 

AB’DEN VE SÖMÜRGECİ EMPERYALİZMDEN ADALET VE MERHAMET DİLENMEK BARIŞ GETİRMEZ.

 

TESLİMİYET, ÇÖZÜM DEĞİL, ESARET GETİRİR.

 

Kamil ÖZKALOĞLU

Gazeteci-Yazar

KKTC

Bu haber 964 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
MİKRODALGA İLE BEYİN KONTROLÜ07 Eylül 2017

Sponsor Alanı


Sponsor Alanı

Son Dakika Haber

Sponsor Alanı

 

Her Hakkı Saklıdır - 2012 (Fatma ARIKAN)
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Gazete Anamur