gazete anamur
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı


Ana Menü

Sponsor Alanı

 

Sponsor Alanı


EN ÇOK OKUNANLAR

Dost Siteler

HAVA DURUMU

ANAMUR

Saat

Sponsor Alanı

 

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 72  
»Bugün 2347  
»Toplam 4496372  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 54.80.102.170
» Bu sitemizi ziyaretiniz

BURNUNDAN KIL ALDIR(MA)MAK

Mustafa YILDIZ

05 Nisan 2013, 21:28

Mustafa YILDIZ

           BURNUNDAN KIL ALDIR(MA)MAK

Halk arasında genellikle huysuz, geçimsiz, kendisine hiç söz söylenmesini istemeyen, eleştirilmesine tahammülü olmayan, bunlardan daha önemlisi de yaptığı yanlışlarda ısrarlı olan, yanlışlarının doğruluğunu iddia edenler için kullanılan bu deyimin ilginç ve gerçek bir hikâyesi var.

Bu tip insanları çevrenizde görmeniz, bazılarıyla bir arada yaşamanız olasıdır. Eğer böyle biriyle yaşıyorsanız, Allah sabırlar versin. Dünyada iken cehennemi yaşıyorsunuzdur. Yaşamınız zindan olmuş, zevk alacağınız bir şey kalmamıştır. Bu tür insanlar sadece kendilerine zarar vermekle kalmazlar, etrafındakilere de zararlı insanlardırlar. Bu inatlarıyla kendisini seven, sevmek zorunda olanlar, koruyan, korumak zorunda olanlara da zarar verirler. Bunların durumları Ebu Cehil’in durumu gibidir.

Doğruluğunu bildikleri halde kibir ve gururlarından dolayı inatlarında ısrar eder dururlar ve ne zaman helak olacağız diye beklerler.

Yaptıkları hata, yanlış ve kusurları kasete alıp önlerine serseniz, buna da yalan yanlış bir kılıf bulurlar ve inatlarında devam etmekten geri kalmazlar.  Yüce Rabbimiz Bakara suresi 9, 10, 11. Ayetlerde şöyle anlatıyor bu iki tür insanı:

“Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varamazlar.

Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını artırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azap vardır.

Hem onlara “Yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde: ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler”

Bu tür insanlar sureti Hak’tan görünürler. Oysa ikiyüzlülerin ta kendileridirler. Her türlü inanç sahibiyle bir araya geldiklerinde şirin görünür, gerçek niyetlerini saklarlar. Bunlar için Hak ve hayır hiç, zevk her şeydir. Her şey kendisidir, onu ilmi şüphe içinde benlik derdi, kibir, mevki hırsı, baş olma sevdası sarmıştır. Bunun için imansızken kendisini imanlıyım zanneder. Aldatmayı, hile yapmayı, entrika çevirmeyi üstünlük ve başarı sayar.  Bu şekilde davranmayı kendi dışındaki bir varlığın baskısı olduğunu asla aklının ucundan bile geçirmez. Arada bir böyle yaşama yerine sevgi bağı kurmak için samimi görünmenin kararlılığına inanırlar.

Yıllarca bu ülkede her şey Atatürkçülük adına dayatılmış, her türlü zorbalık Atatürk adına yapılmıştı. Şimdi kılık değiştirildi, emperyalist güçlerin yeni oyunu bu ülkeye her türlü kötülüğü hâşâ Allah adına yapmaktadırlar. Yeni plan bu minval üzere kurulmuştur ve bu şekilde devam ettirilmektedir.

Oyun kurucular milletimizin hassasiyetlerini çok iyi tahlil etmişler, kuklalarını hassasiyetlerimiz üzerinden oynatma yolunu daha uygun bulmuşlar. Bu oyunu en güzel şekilde oynayacak aktörleri seçmişlerdir.

Kalplerinde hastalık bulunanlar, karşılarındakini kandırıp ziyana uğrattıklarını sanıyorlar, ya da kendilerini yenilmez bir güç olarak görüp gurur ve kibre kapılıyorlar. Oysa dünya kendilerini yenilmez güç sayanların toprak oluş hikâyeleriyle doludur da farkında değiller.

Bu tür maraz kalple ilgilidir. Burnundan kıl aldırmamakla bunların ilgisi de tam bu noktada başlamaktadır. Burnundan kıl aldırmayanlar acı çekmeye mahkûm oluyorlar. Yani hak ve hakikati günlük menfaatlerine değişenler bunun bedelini elbette ve mutlaka ödeyecekler. Bu gerçek yaşanmış bir hikâye olarak anlatılır.

“Olay Uşak’ta geçmektedir. Zamanın zenginlerinden Osman Efendi baş ağrısı çekmektedir. Geçer niyetiyle biraz oyalanır olmaz, doktora gider olmaz, tahlil, film derken yine olmaz, Ankara İstanbul dolaşılır yine olmaz, bir türlü baş ağrısının nedeni bulunamaz, baş ağrısına ne teşhis konulabilir ne de çaresi bulunur.

Osman Efendi’yi en son yurt dışına götürmeye karar verilir. O zamanlarda İsviçre modadır, Zürih’e götürülür profesörler, doktorlar bir araya gelir, her türlü tetkik yapılır ama baş ağrısını nedeni bulunamaz. Osman Efendi iyiden iyiye düşkünleşmiş, ağrı ve acılar dayanılmaz hal almıştır.

Çaresiz herhangi bir teşhis konulamayan, ağrıları dindirilemeyen Osman Efendi ağrı kesiciler verilerek memleketine geri gönderilir.

Osman Efendi uykusuzluk ve ağrıların verdiği dayanılmaz ızdırapla zayıflamış halde yayla evinde bir odaya yerleştirilir. Ölümü beklenmektedir.

Bir gün moral olsun diye Osman Efendi’nin berberi çağrılır ve tıraş ettirmek istenir. Berber Mehmet elinde çantasıyla gelir, tıraşa başlar. Sohbette devam ederlerken, Osman Efendi hastalığını anlatır. Ölümü beklediğini söyler. Berber bir müddet düşündükten sonra “Ağam burnunuzda kıl dönmesin” der ve bakar, “hah tamam kıl dönmüş işte” der. Cımbızı çektiği gibi bir çırpıda burundan kılı çeker, Osman Efendi o acıyla velveleyi koparır. Yayla bu sesle ayağa kalkar.

Berber Mehmet’i apar topar dışarı atarlar, Osman Efendi’nin burnuna pansuman yapıp yatırırlar. O sabah aylardır uyanmadığı bir rahatlıkla uykudan uyanan Osman Efendi’nin başında ağrıdan eser kalmamış ve oldukça dinlenmiş olarak uyanır.”

O zamana kadar burundaki kıl dönmesinin sinirler içine uzayarak baş ağrısına sebep olduğu bilmemekteymiş.

Osman Efendi berber Mehmet’e vaat ettiği serveti bağışlar ve baş ağrısından kurtulur.”

İşte burnundan kıl aldırmak deyimi buradan kalmadır. Esas anlamından hangi anlamlara dönüşmüş, kültürümüzde yerini alarak, sayfalarca anlatılacak sözü kısacık bir cümle ile ifade etmemize vesile olmuştur.

Mustafa YILDIZ

Bu haber 2012 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Hastanede ortalık toz duman…18 Ağustos 2018

Sponsor Alanı


SON HABERLER

Sponsor Alanı

Son Dakika Haber

Sponsor Alanı

 

Her Hakkı Saklıdır - 2012 (Fatma ARIKAN)
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Gazete Anamur